26 Mart 2014 Çarşamba

Yaz Diyeti

Size sigarayı bıraktığımı söylemiştim ya , tabii ki 2,5 kg hediyesi oldu sağlıklı hayatın ..
Yaz da geliyor , ben de ne yapsam diye düşünmeye başladım .Burdan da anlaşıldığı gibi spor yapıp da kilo alınabiliyormuş.

İnternetten biraz araştırma yaptım ve alkali diyet yapmaya karar verdim .. Biraz da yemek alışkanlıklarımı değiştirip değiştiremeyeceğimi görmek de istedim ..Çünkü senelerdir hep aynı besinleri yiyip içtiğimi farkettim .Çok kahve , ağırlıklı karbonhidrat tercihli yemek düzeni ..
Böylece yeni yemeklerle hayatıma başladım . Bu diyette en önemli şey alkali su içmek. Bizim evde taşındığımız zaman bağlattığımız arıtma su zaten alkaliymiş.
Bu rejime başlayalı iki hafta oldu.Sabahları uyanır uyanmaz iki bardak su içiyorum .40-50 dakika spor yaptıktan sonra kahvaltı olarak ekşi mayalı ekmekle,lor peyniri ,üzerine çörek otu serpip yiyorum .Ya da katı meyve sıkacağında sebze -meyve suyu yapıyorum . İçine evde ne varsa , semizotu,ıspanak,salatalık,limon,zencefil,yeşil elma,havuç,maydanoz,dereotu atıyorum ve öğlene kadar iki üç bardak içiyorum.
Öğlen olunca  salata,çorba,balık,kepekli pirinç ve ya herhangi bir baklagil alternatiflerinden seçim yapıyorum. Akşam yemeği saatine kadar acıkırsam o gün sebze suyu içmemişsem ,bir bardak içiyorum ve ya lor peyniriyle ,bir avokado yiyorum.
Akşamları da mümkün olduğunca erken yemeye özen gösteriyorum .Öğlen yemeği alternatiflerine  çok küçük bir parça kırmızı et ekleyerek seçim yapıyorum .Ve yatmadan evvel iki bardak su içiyorum .Mideye ilk ve son giren şey su olmalı .
Belki alkali rejiminin kurallarını tam olarak uygulamıyorumdur fakat böyle bir rejim yapıyorum . Maksat aldığım kiloları vermek ve yaza kadar mayo ve bikinilerle daha rahat hareket etmek ..Hem birazcık rejimin de kimseye bir zararı olmaz ..Dimi ama ??

24 Mart 2014 Pazartesi

Spora Yeniden Başlamak



Taşınmayı,çocukları okula adapte etmeyi,eve yerleşmeyi,taşındığım yeni bölgeye alışmayı da bitirdikten sonra artık spora başlayabilirim dedim kendi kendime.
Bu sene kışın geç  gelmesini de fırsat bilerek öncelikle sabah yürüyüşlerine başladım .
Kuruçeşme-Rumelihisarı arası çok keyifliydi taaa ki havalar 10 derecenin altına düşene kadar . Boğazın da rüzgarıyla hemen hasta oldum .Ve yürüyüşler bitti.

Ne yapmalıyım diye düşünürken,etraftaki spor salonları,yoga ve pilates studiolarını araştırmaya başladım . Hem yakın bir yer olmalı,hem çok pahalı olmamalı,hem de temiz ve güzel olmalıydı ...

Sonunda ne mi oldu ? İnternetten yaptığım araştırmalarda birçok insanın evde spor yaptığını keşfettim.Ebru Şallı'nın televizyonda yapmış olduğu derslerin videolarını buldum ve onları kaydettim.Karın ,kalça-bacak,bütün vücut,streching derslerini her hafta belirli bir programda yapmaya başladım. Dersler için gerekli spor malzemelerini de hepsiburada.com'dan aldım .

Ve şu anda çok mutluyum . Genelde sabah erken ,bazen de akşamüstleri haftada dört-beş kere bu programı uyguluyorum .Havaların güzelleşmesiyle,yürüyüşlere de başlarsam çok iyi olacağına inanıyorum .

Bence en önemlisi İSTEMEK. İster evde ister sokakta ister salonda ,o an için nerede olunabiliyorsa..

20 Mart 2014 Perşembe

2014


Ben ve 2014

Genelde böyle senelik yazılar yazmayı çok tercih etmem . Yeni senenin hedefleri... Neleri gerçekleştirebildim gibi.

Fakat üç ayını geride bıraktığımız bu hala yeni sayılan seneye baktığımda benim için olumlu başladığını görebiliyorum .

İlk olarak uzuun zamandır içtiğim sigarayı bıraktım .Nasıl oldu diye sorarsanız , birgün ne kadar zamandır içtiğimi hesapladım ve her ne kadar adet olarak çok fazla içmesem de zaman çok fazla geldi . Ve şaşırdım , bu kadar zaman olduğunu farketmemişim bile ..Zaten senelerin nasıl geçtiğini anlayabilen var mı acaba ???
Ve annesi rahatsızlanan bir arkadaşımın konuşmaları resmen içime işledi , iki gece rüyalarıma girdi ve o günden beri neredeyse hiç içmiyorum .

Yeni seneyle birlikte yedi aydır yapamadığım spora tekrar başladım . Okullar başladıktan sonra yürüyüşlere başlamıştım fakat havaların soğumasıyla onu da yapamaz hale geldim . Ama içimden hep spora gitmeliyim: çocuklar,spora gitmeliyim: iş,spora gitmeliyim:ev işleri .... Bitmiyordu...Zaman ayıramadım bir türlü . Ve en sonunda evde yapmaya karar verdim . İlk olarak ne yapabileceğimi internette araştırmaya başladım . Başka bir postta detaylı olarak anlatacağım :) Çok memnun olduğum bir program buldum ve haftada dört beş kere 45-50 dk spor yapabilir duruma geldim . Çok mutluyum . Çünkü beni gerçekten çok iyi hissetiriyor ve sakinleştiriyor .

Ve aralık ayından beri kocanın yanında işe gidiyorum . Uzun zamandır birşey üretmek ve satmak istiyordum . Ve kaz tüyü yelek yapmaya karar verdim . Neden yelek derseniz çünkü ben giymeyi çok seviyorum .Sevdiğim birşeyi yapmak istedim . Tahmin ettiğimden daha zormuş . Ben ocak şubat gibi internet sitesini açmayı düşünüyordum fakat henüz bu hafta bitirebildim . Zamanlama olarak biraz geç gibi gözükse de benim için eylül ekim ayına hazırlık oldu . Zaten şu anda sitede sadece yelek var, şimdi yeni mont modelleri üzerine çalışmaya başladık . Yaz boyunca tüm modelleri bitirmiş olacağız.
Markanın ismini merak edenlere Terryb ,www.terryb.eu sitesinden bakanilirsiniz .

Çok uzun yazmak istemiyorum . Bir sonraki yazımda sporla beraber yeni denemeye başladığım sağlıklı yemeklerden bahsedeceğim .

Görüşmek üzere ....


11 Mart 2014 Salı

Berkin

On alti Haziran'dan bugüne iki yüz altmis sekiz gün komada kalan on bes yasinda bir çocugunuz oldugunu düsünün  ve bu çocugun bu sabah mücadeleden vazgeçtigini..
O hastaneye girmesinin sebebinin de bir pazar sabahi ekmek almaya giderken kafasina sekiz yüz elli gramlik bir gaz fisegi gelmis oldugunu da biliyoruz. 
Bunun sorumlusu kim olabilir ? Çocugunu ekmek almaya yollayan anne baba mi ? O silahlarin kullanilmalarina izin vermis olan sistem mi ? Ekmek almak için disari çikmak için belki de israr eden Berkin mi ? 
Su anda o aile için bir önemi var midir bu cevaplarin ? O annenin , babanin acisini hangi kelimeler anlatabilir ki ? Bu güne kadar zaten hergün ölmediler mi ? Ümitlerini yavas yavas kaybetmediler mi her dogan ve batan günle....
Ekmek almaya çikan o çocuk bir daha evine dönemeyecek,okuluna gidemeyecek,büyüyemeyecek,annesine sarilamayacak olmasi gerçektir .  Maalesef bunun sebebi ile ilgilenemeyecek olmalari ailesi için su an ne kadar dogal ise , bizim için o kadar mühimdir  . Bunlari tekrar yasamamamiz için , kendi gelecegimiz için birseyler yapma vaktidir. 
Vatandaslarini siddetle dize getirmeye çalisan bir sistemin sonuçlaridir bunlar .
Insanlari bir arada tutacagina , ötekilestirmeye,siniflandirmaya tercih eden bir sistemin sonuçlaridir maalesef..
Empati kuracagina, neden diye soracagina,anlamaya çalisacagina yalanlara siginan,gerçeklere arkasini donen bir sistemin sonuçlaridir bunlar . 

Berkin' e Allah'tan rahmet, ailesine de sabirlar diliyor ,bunun son olmasini umuyorum. Ama son olmasi için ummaktan ,istemekten biraz daha fazlasini yapmamiz gerektigine inaniyorum . 

16 Temmuz 2013 Salı

2013 Yazı

Havalar sıcak ... Uzun zamandır beklenen yaz tatili gelmiş , evde iki çocuk, havuza mı gitsek , alışveriş merkezinde sinemaya mı, araya bir tatil de sıkıştırsak fena olmaz dimi ?, yemek de lazım , alışveriş de ...gibi günlük yaz sıkıntıları...
Kafa dağıtmak için ise biraz dergi blog okuyalım da kim kiminle , nerede güneşleniyor , yeni mekanlar nerede açılmış diye öğrenmek , dedikodu yapmak gerekirken her sabah twitter'ı facebook'u açıp yeni bir haberle , açıklamayla uyanıyoruz .. 14 yaşındaki Berkin 30 gündür komada, bayrak satarken tutuklanan Ali Sarıçiçek' in eşinin yaptığı açıklama, yanan ormanlar, yanlışlıkla kesilen ağaçlar,devam eden Balyoz davasından gelen haberler, Fas'a kaçan palalı, serbest bırakılan Ethem Sarısülük' ün şüphelileri, silinmiş kamere kayıtları, bir başınız sağolsun'u çok gören devlet büyükleri, gözlerini kaybedenler, ayyaşlar, alkolikler, çapulcular,camilerimize girenler , başörtülü kızlar, başörtüsüz palalıdan tekme yiyen kızlar,insanları saf yerine konan açıklamalar, bitmeyen tecavüzler , bitmeyen serbest bırakılmalar.... Böyle acılı , düşündürücü , sıcaklığın bile fazla etki etmediği değişik bir yaz geçiriyoruz. Olayların başlangıcında mizahla , yaratıcılıkla , pratik zekamızla gurur duyduk. Fakat şimdi acı gerçeklerle yüzyüze kaldık. Tutuklananlar, yaralılar, atılamayan geri adımlar , ölümler, geride kalanlar , görmezden gelmeler,bu yolda herşey mübahtır anlayışı,insanları açıkça ikiye  bölme,ötekileştirme, yabancı hissetme ,her atılan adımda acaba ' yı hissetme ,kim olduğu belli olan insanları sırf çıkar uğruna bir yere getirme ve bunu açıkça yapma çok üzücü....

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Bodrum


Her şehrin  bir içkisi vardır. Bodrum'a bence en çok rakı yakışır. Rakı içtikçe, Bodrum yaşandıkça insana keyif verir. İkisi için de biraz zamana ihtiyaç vardır. İkisine de müzik güzel eşlik eder.  Hem hüzünlü hem keyifli,hem ağlatan ,hem de ağlayabildiğinden mutlu olan ....



Bodrum sadece yaz şehri değildir. Hatta denize girme telaşını, güneşin bunaltıcı sıcağını,etrafta kimler var merakını bir tarafa bırakabildiğimizde tadı bir başka olur. Havadaki sessizlik ve huzur içimize işler. Arkamızda bırakıp geldiğimiz büyük şehrin karmaşasını, kendine has temposunu unutup orada geçirdiğimiz zamana ayak uydurmaya çalışırız. Daha az uykuyla daha dinç uyanıp, daha az yemekle karnımızı doyururuz. Zaman daha yavaş geçer...Dinlediğimiz müzikler kulağımıza bir başka gelir. Neden diye düşündüm ve galiba cevabını buldum. İçimizdeki benliğimizi tatmin edebilince ,dışımızdakini mutlu etmek kolaylaşıyor. İhtiyaçlar azalıyor ,hayattan alınan keyif artıyor.  Bunun da tadına en güzel rakıyla varılıyor.


Son gittiğim Bodrum ziyaretinde bir gece gözüm yirmili yaşlarında iki tane kıza takıldı. Dışardan bile hissedilen bir telaşla , bir aşağı bir yukarı yürüyorlar, sürekli cep telefonuyla konuşup birilerine laf anlatıyorlardı. Bir ara yanlarına gelen bir erkek sayesinde konunun  kırık bir aşk hikayesi olduğunu anladım. Evet buraya herşey yakışıyor. İçi içine sığmayan gençler, parklarda oynayan çocuklar,romantik bir çift,eğlenmeye gelen bir kız grubu ve huzur arayan yaşlılar. Geçmişe gittim , şöyle bir etrafa bakıp şu an oturduğum Berk Balık'ın tahta sandalyesinde arkama yaslanıp fondaki Tanju Okan'a kulak kabarttım. Önümdeki kavundan bir lokma , rakıdan da büyük bir yudum aldım. Yanımdaki adama bakıp burada olduğu için şükrettim ve her yaşın ayrı bir güzelliği var diye aklımdan geçirdim. 

Bodrum her dönemimde bana farklı duygular yaşatmayı başarabiliyor. Aynı olan İstanbul'a dönerken gene geleceğim merak etme Teri diye kendime verdiğim söz ve belki birgün burada yaşamak nasıl olurdu diye kurulan hayaller ....

7 Mayıs 2013 Salı

Beyoğlu-istiklal Caddesi



Benim Beyoğlu sevgim üniversite zamanlarında başlamıştır.Zaman içinde kendi kafama göre bir iki arkadaş da edindikten sonra benim için  okul da daha zevkli olmaya başladı.Okulun erken bittiği ve ya hiç başlamadığı günlerde kendimizi minibüsle Kadıköy'de ,oradan da Karaköy vapurunda bulurduk .Hava sıcakmış ,soğukmuş bizim için farketmez simit ve çaylı kahvaltımızı yaptıktan sonra ,açıkta üst katta bir sigara içer denizi seyrederdik.Artık üniversitede olduğumuzdan evdekilere yakalanma korkusu olmadan günün tadını çıkarmaya çalışırdık .
Rotamız genelde aynıydı.Fransız Konsolosluğunu geçtikten sonra sağdaki İmam Adnan sokaktaki Kaktüs'e muhakkak uğrardık .Camın kenarındaki kedileri iteleyip herzamanki  küçük yuvarlak masaya oturup kahvelerimizi sipariş ederdik. Değişmeyen garsonları bizi gördüklerine sevinir iki çift laf sohbet ederdik.Bazen uzun sohbetlere dalar kitaplardan,filmlerden,erkeklerden bahseder ,o zamanlar için çok önemli sorunlarımıza çözüm bulmaya çabalardık.Bütün bir günü yiyip ,içerek orada bitirdiğimiz çok olmuştur.
Çıkmak istediğimiz zamanlarda da kendimizi İstiklal Caddesinin kalabalığına atardık .Sağdan soldan ,düzensizce ,itiş kakış yürüyen insanlar,meraklı meraklı etrafa bakan turistler,yemek arasına çıkmış çalışanlar,Galatasaray,Alman,Pierre Loti Liseleri'nin öğrencileri,tramvayın sesi,satıcıların bağrış çağrış sesleri bana yaşadığımı hissettirirdi.Oh be iyi ki buradayım derdim içimden .

Benim için İstiklal Galatasaray Lisesi'nin sağı ve solu olarak iki bölümdür. Tünel'e doğru olan tarafı daha çok severim .Okulun hemen karşısındaki binanın içindeki sahaflara inip eski kitap kokusunu ve o yaşanmışlığı içime çekerek gezmeyi çok severim. Sevdiğim bir yazarın,okunmuş ve  üstüne notlar alınmış bir kitabını, o  yığının içinden hazine bulmuş gibi çekip çıkartmaya ve kendi kütüphaneme yerleştirmeye birçok şeyi tercih ederim .Kitap demişken Yapı Kredi ,yan sokağındaki Can Yayınları,Simurg,Robinson Crusoe Kitabevleri de uğranmadan geçilmemesi gereken yerlerdir.
Biraz ilerledikten sonra caddenin sağ tarafındaki Aznavur Pasajı'na girer tütsü kokularıyla incik boncukçuları gezerdik. Biraz alışveriş mi yapmak istiyoruz ,o zamanki bütçemize uygun olan Terkos ve Beyoğlu İş Hanı bizim için vazgeçilmezdi.
Şimdi sırada hayal kurma zamanı ,Danışman Geçidindeki Hacıpoulo Pasajındaki şapkacı Katia .İlerde evlenebilirsek birbirimizin düğünlerinde takacağımız şapkalara bazen uzaktan bakar, bazen de bir bahane bulup kafamıza geçirip aynada kendimizi seyrederdik.Ne kadar emekle yapılmış, ne özel şapkalardı onlar,hala da öyleler .
Bir de bakmışız St Antoine Kilisesinde mum yakıyoruz dileklerimiz gerçekleşsin diye ....

Gelecekle ilgili isteklere gelmişken Doğan Apartmanından bahsetmeden geçemiyeceğim .Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezinin sokağına girip sağa dönünce Serdar-ı Ekrem sokağındadır o heybetli apartman.On beş sene olmuş bir arkadaşım beni oraya moralimi düzeltmek için götürdüğü günden bu güne ...Çantaya iki bira atıp yola koyulmuştuk .Kapıyı açıp içeri girdiğimizde ,apartman görevlisine bir okul projesi için resim çekmeye geldiğimizi söyleyince içeri buyur edildik.
Muhteşem bir avlu bize hoşgeldin dedi.Bu avluyu üç yanından saran dört bloktan oluşuyordu Doğan Apartmanı.Bana ilk olarak çok sevdiğim eski okulumu hatırlatmıştı.Sağdaki kapıdan girip merdivenleri tırmanmaya başlayınca her katın ,her kapının, her duvarın ayrı bir hikayesi varmış gibi hissetmiştim .Bende de başka birinin özeline girmişim hissi uyandırmıştı.Ama oradan çıkmak ta istemiyordum .En sonunda çatıya ulaştık ve o muhteşem İstanbul manzarasını görünce benim için Doğan Apartmanı bir İstanbul düşü olmaya başladı.Biralarımızı açıp bir de sigara yakınca ne dert kalmıştı ne de tasa ...Herşeyi unutup ,sonuna kadar o anın tadına varmıştık.

Çiçek Pasajı,Nevizade,Cumhuriyet,Yakup,Refik Meyhaneleri Beyoğlu'nun gece tarafıdır.İnsanlar çok sever çok gelir çok eğlenir .Ama bana çok hitap etmez .Halan rakılı fasıllı eğlenceleri tercih etmem.

Okul yıllarıma dönersek o zamanlar geceleri de bırakmazdık ;Kemancı,Roxy,Hayal Kahvesi ,biraz büyüyünce Limonlu Bahçe,Ara Cafe,Pano,Viktor Levi,Safahatname şimdi de Tektekçi ile benim yirmili yaşlarımdan beri hep hayatımda Beyoğlu.
Zevklerim,hayatım ,yaşama biçimim değişse de o da şekil değiştirerek bana uymaya çalışıyor. Ben hala kendimden kaçmak istediğimde bir dolmuşa biner,Taksimde inip, yürürüm .O havayı içime çeker eski Teri'yi hatırlarım .




15 Nisan 2013 Pazartesi

Bir Cumartesi Gecesi

Daha yeni tanışmıştık. Herhalde iki ya da üç hafta ya olmuş ya olmamıştı. Beni annemlerle oturduğum evden almaya geldiğinde yemeğe gideceğimizi söylemişti. Aylardan kasım,günlerden cumartesiydi. Hava soğuktu. Arabanın içi Davidoff kokuyordu.
Nereye gideceğimizi sorduğumda "Bekle ve gör " diye cevap vermişti. " Sence nereye gidelim ?" veya "Ne yemeyi seversin ?" gibi sorular sormamış olmasına içten içten sevinmiştim.
Cumartesi akşamı için erken bir saatte çıktığımızdan köprü çok dolu değildi. Evet Avrupa yakasına doğru yola çıkmıştık. Levent,İstanye,Sarıyer derken kendimi onun evinde buldum. Demek ki evde yemek yiyecektik. Asansöre bindiğimizde üçüncü katta indik. Kapının girişinde kral tacı şeklinde bir paspas duruyordu. Enteresan diye düşündüm. Siyah demir kapıdan içeri girdik. "Hoşgeldin , bu akşam yemekler benden " diyerek beni salona geçirdi. Şömineyi yaktı, müzik setine bir cd koyup , mutfağa geçti. O zamanlar henüz evlerde müzik setleri vardı. Buzdolabından hafif soğutulmuş bir Cabarnet Sauvignon çıkarttı ve bir kadeh doldurup bana verdi. Peynir tabağı da hazırdı. Herhalde benş almaya gelmeden bu hazırlıkları yapmıştır diye düşündüm. Elimde şarabım , onu mutfakta bırakıp evi gezmeye başladım. İlk izlenim olarak yalnız yaşayan bir erkeğe göre oldukça düzgün bir evdi. Ya çok titiz biri ya da bir kadın eli düzenli olarak değiyor diye aklımdan geçirdim. Sonradan öğrendim ki her ikisideymiş. ..Az sayıda eşya vardı ama zevkli parçalardı. Yerde dikkatimi çeken çok güzel bir kilim vardı.
Mutfağa geri döndüğümde elinde iki demet ıspanakla buldum onu. Tezgahta , cam bir tabakta bütün bir parça bonfile zartinyağı ,şarap,soya,karabiber ve nişastayla yatırılmış marine ediliyordu.
Ispanakları yıkadıktan sonra doğrayıp bir tencereye koydu ve az suyla haşladı. Yumuşayan ıspanakları süzgeçe koydu ,süzüldükten sonra bir kaşık un,biraz zeytinyağı,süt,tuz ve rendelenmiş kaşar peyniri atıp rondodan geçirdi. Cam bir tabağa koyup üstüne tekrar peynir rendeleyip fırına attı. Ben bunları büyük bir dikkat ve şaşkınlıkla seyrediyordum. Çünkü o ana kadar ne böyle bir ıspanak yemeği tatmış ne de kendinden bu kadar emin bir tavırla yemek yapan bir erkekle karşılaşmıştım. Büyük bir tavayı ocakta ısıttıktan sonra bonfileyi ateşe koymuş ve çevire çevire pişirmişti. Ben ise bu sırada salona geçmiş,şarabımı alıp şöminenin etrafındaki yastıklardan birine oturmuş ,peynir atıştırarak açlığımı bastırmaya çalışıyordum. Sonunda elinde iki tabakla salona geldi ve beni masaya davet etti.
Yediğim en lezzetli yemeklerden biriydi. Hala yaptığı güzel yemekleri yiyebildiğim için kendimi çok şanslı sayıyorum. O gece henüz kocamı tanımıyordum ama merak etmeye başlamıştım. Bu da iyi birşey değil mi ? O cumartesi gecesinin üzerinden on sene geçmiş. Artık onu çok iyi tanıyor ve hala çok seviyorum. Ve biliyorum ki bazen de kadının kalbine giden yol ,erkeğin yaptığı yemeklerden geçebiliyormuş. 

16 Mart 2013 Cumartesi

ANNEANNE ÇİÇEĞİ




Dokuz on  yaşlarımdayken kışın bitmekte olduğunu anneanne ve babaannemin Kurtuluş'tan yazlığa geçmeleriyle anlardım .Okullar yakın bir zaman sonra kapanacak ve uzun yaz tatili başlayacaktı.

Babaannemin Göztepe Hamam sokaktaki küçük apartmanın ikinci katındaki evinin kapıları açılmak için mayısı beklerdi.L şeklinde dönen kocaman bir terası vardı.Şimdiki gözlerimle de kocaman görür müyüm acaba o terası diye merak ederim zaman zaman ...Uzun boylu,yakışıklı,beyaz saçları kolonyayla taranmış,her daim dik yürüyen ,güçlü,kuvvetli dedem o terasta bizi beklerdi.Evin kapısından içeri girdiğimde mis gibi börek kokuları etrafı sarmış olurdu.Her evin kendine has bir kokusu vardır ya orası da insanı rahatsız etmeyen ,iştahını açan yemek kokardı.Daha yaşlılık kokacak kadar yaşlı değillerdi ..Dedem alışveriş yapmayı ve yemek yemeyi,babaannem de pişirmeyi çok severdi. Bazı yemek tariflerini gelinlere anlatmazdı .Acaba oğulları artık gelmez mi diye korkardı ?? Her bir oğlunun sevdikleri birer birer  her hafta yapılırdı.
Ev yapımı limonata torunlar devirmesin diye salondaki büfenin üzerinde büyük cam sürahide hazır beklerdi.Kardeşimle birer bardak elimize alır ,Gayrettepe'den gelecek olan amca ve kuzenler beklenirken vakit geçirmek için terastan caddeyi seyrederdik.Kimler geçiyor,nereye yetişmeye çalışıyorlar,ellerindeki poşetlerde ne taşıyorlar diye merak eder ,tahmin etmeye çalışırdık.Terasın trabzanına dolanmış hanımelileri koklar,poposundaki yeşil noktacığı çeker,sapla birlikte gelen balın tadına bakardık.Lezzetine bayılır ,yüzümüzü kocaman gülümsetirdi.Yemyeşil sarmaşıkların arasında beliren bembeyaz,narin ,mis kokulu bu çiçeklere şaşırır ,kışın bu evde kimse yokken onlara kim bakıyor nasıl yaşıyorlar  diye merak ederdik.

Aynı hanımeliler anneannemin terasını da sarmaladığından ,o zamanlar anneanneçiçeği derdim .Şimdi bir demet hanımeline yüz sürüp ,kokusunu içime çektiğimde çocukluğum aklıma geliyor.Küçük erkek kardeşimle oyunlarımızı,kuzenlerle birbirmize sataşmalarımızı,kıskançlıklarımızı ve bütün bunların yanında birbirimizi gördüğümüzdeki mutluluğumuzu hatırladıkça o naif,saf ve masum günlerimizi özlüyorum .Annemin babamın yanında güvende olmak,büyüklerimizin hayatta olması,daha kolay hayatlarımızın olması o kadar güzel bir nimetmiş ki o zamanlar farkına varamamışım .Kim varmış ki acaba ???



1 Şubat 2013 Cuma

Yollara Düşmek

Küçüklüğümden beri araba yolculuğunu severim .Geleneksel cuma akşamı yemeği için gittiğimiz Kurtuluş'taki babaannenin evinden ,Göztepe'deki evimize dönerken yol hiç bitmesin isterdim.Arabanın arka koltuğunda ,camdan köprünün ışıklarını seyreder ,direkleri saymaya çalışırdım .Fenerbahçe Stadı'nın olduğu dönemece varınca neredeyse eve vardık diye düşünür ,üzülürdüm .O zamanlar sevdiğim şeyin ne olduğunu bilmiyordum .
Biraz daha büyüyüp on yedi on sekiz yaşlarına geldiğimde arkadaşlarla Avrupa yakasına gidip gezmeye başladığımız zamanlarda da gene dönüş yolunda aynı duyguları hissettiğimi hatırlıyorum .
Zaman geçip,gidilen mesafeler uzamaya başlayınca ,yol benim için özgürlük olmaya başladı.Mücadele etmenin zor geldiği anlarda kendimi farklı bir yerde görmeyi seviyorum .Gittiğim yerden nefes alıp,kendime başka bir yönden bakıyorum .Kendime ayıramadığım zamanların acısını çıkartıyorum .Artık şehir veya ülke değiştirmenin zorluklar üzerinde mucize yaratmayacağını bilsem de ,mücadele gücü verdiğini her seferinde tecrübe ediyorum .Ama yola da çıkmadan hangisinin iyi geleceğini de düşünüyorum .Bazen yalnızlık,bazen kalabalık,bazen de iki kişi olmak doğru seçim olabiliyor benim için .Doğru zamanda,doğru kişilerle,doğru yerde olmayı seçmeye çalışıyorum .İyi hissetmeye ,bunun için de kendimi anlamaya uğraşıyorum .
Etrafımdakileri de mutlu edebilmek için kendimi iyi etmeye uğraş veriyorum .Geçen senelerle bunu daha iyi başardığımı ,mutlu olabilmek için  herzaman kurallara uymanın gerekmediğini  sonucun önemli olduğunu düşünüyorum .
Ben buralardan gittiğimde hayal kurmayı,yalnız kalmayı ,bazen anlamsızlaşmayı,uyumayı,uyamamayı,kendimi keşfetmeyi seviyorum  .



7 Ocak 2013 Pazartesi

Tektekçi BEBEK

Tektekçi'yi bilmeyen kaldı mı acaba ?

Geceleri eskisi kadar fazla  dışarı çıkamasak da ,çıkabildiğimizde daha özenli tercihler yapmaya gayret ediyoruz .Güzel bir yemek,keyifli bir sohbet,güzel bir film ,bazen de biraz içki içip kafa dağıtmak eğlenceli oluyor.
Genelde yeni açılan ve merak ettiğimiz bir yer olmayacaksa ,karşımıza ne çıkacağını bildiğimiz mekanları tercih ediyoruz.
Tektekçi de bunlardan bir tanesi.
Beyoğlu'nda  olması ,müzikleri,rahatlığı, biraz yaş ortalamasının küçük olmasına rağmen(artık 35 oldum maalesef :( benim için ilk sıralarda ....
Şimdi Bebek'e de yeni yerlerini açtılar ..
Biz de yılbaşı akşamı oradaydık .Gerek yeri,manzarası,dekorasyonu ,süper terası ve çok samimi çalışanlarıyla çok güzel bir mekan olmuş .Biz çok eğlendik,çok lezzetli shotlarından içtik ve 2013 e güzel bir başlangıç yapmış olduk ...


22 Aralık 2012 Cumartesi

Yılbaşı

Ben eskiden yılbaşına bu kadar düşkün değildim .Şimdi bayılıyorum ışıl ışıl sokaklarda gezmeye,çam ağaçlarına bakıp bakıp hayran kalmaya,evimi süslemeye,herkese küçük küçük hediyeler almaya,sene bitiyor diye sevdiklerimi görmek için  bahane yaratmaya,bütün senenin müziklerini dinleyip unuttuğum ayrıntıları hatırlamaya,sevdiğim yerlere sanki  ziyaret eder gibi uğramaya .Bir telaş var Aralık ayında ama bir o kadar da çalışkan ,enerjik .Finali güzel yapmak için çok özenli.
Ben de bu hareketliliği seviyorum .Yapmak istediğim herşeye yetişmek için koşturuyorum ,aman eksik birşey kalmasın .....Yeni yılı güzel karşılayalım ki o da bize güzellikler getirsin . .1 Ocak sabahı uyandığımızda da yeni bir yılı daha görebildiğimiz için şükredelim .




12 Aralık 2012 Çarşamba

Bugün Kurabiye Günü

Safir'imle eğlenceli birgün geçirdik ..Uzun zamandır yapmadığımız birşey yapalım dedim aklıma kurabiye geldi...
Önce malzemeleri hazırladık .

2 kahve fincanı şeker
2 yumurta
2 kahve fincanı yağ ( ben 1 koydum )
2 portakal kabuğu rendesi
1 limon kabuğu rendesi
1 kabartma tozu
1 vanilya
Aldığı kadar un

Şeker ve yumurtaları çırptıktan sonra un hariç bütün malzemeyi karıştırıyoruz.
Sonra aldığı kadar un ekliyoruz.Çok sert bir hamur olmayacak.
Biraz beklettikten sonra ,oklavayla açıp şekil veriyoruz.
Önceden 200 derecede ısıtılmış fırında 12 dakika pişiriyoruz ...

Afiyet olsun :))


4 Aralık 2012 Salı

Atölye Butik Kanella

Merhabalar,
Bugün size tatlı mı tatlı ,hoşsohbet,en pozitif arkadaşımın sitesini tanıtmak istiyorum .
http://konkanella.blogspot.com/

Ürünlerin hepsini kendisi yapıyor ..Çok güzel bardak altlıkları,eldivenler,taçlar....

Kendisini de böyle tanıtıyor :)

Tarçın kokusunu severmisiniz? Kimisi sokakta duydumu kokuyu peşinden gider, işte bende onlardan biriyim. Ve burda size kendinizden de birşeyler bulacağınız tarçın kokulu hikayeler paylaşıcam. Hep okuyup peşinden gittiğimiz, bazen gitmeye çalıştığımız, bazende gitmeyi hayal ettiğimiz hikayeler... Bunların hepsi rengarenk ve sevgiyle yapılmışlar... Çok yakında burdalar ;)


Satın almak isteyenler yorumlardan kendisiyle irtibata geçbilirler :)





20 Kasım 2012 Salı

My Home İstanbul

Yurtdışından müşterileriniz mi geldi? Ve ya başka bir şehirden akrabalarınız ? Kocanızla veya karınızla ufak bir kaçamak yapıp evden uzaklaşmak mı istiyorsunuz ?

Size yeni bir otel öneriyorum :) MY HOME İSTANBUL APART OTEL
Kadıköy Rıhtım caddesinde, 11 odadan oluşan ,kendinizi ev ortamında hissedebileceğiniz,pırıl pırıl(çünkü yeni),muhteşem manzaralı,İstanbul'un Asya tarafının merkezinde,heryere kolayca ulaşabileceğiniz bir konumda ,yani uzun lafın kısası muhteşem bir otel.

Hizmet konusunda size garanti verebilirim çünkü sahipleri benim çok samimi arkadaşlarım .Karı koca beraber işletiyorlar,Gözde ve Egemen Demiroluk .
Sizi , tanıdıklarınızı ve müşterilerinizi kusursuz ağırlayacaklardır ,emin olabilirsiniz.

Oteli tanımak için   http://myhome-istanbul.com/  sitesini inceleyebilirsiniz.

Rezervasyon için booking.com size yardımcı olacaktır.